Geri

ÇANKIRI ŞUBEMİZ KADIN TOPLUMUN TEMEL DİREĞİDİR

06 Aralık 2016, Salı | 08:59
Türk Büro-Sen Kadın Kolları Başkanı Betül AYHAN’ın yazılı basın açıklamasıdır.
 
5 Aralık 1934 tarihinde Türk kadınına, hakların en büyüğü olan “Seçme ve Seçilme” hakkı tanınmıştır. Kadına Fransa’da 1944, Japonya’da 1945, İtalya’da 1946, Arjantin ve Meksika’da 1946, İsviçre’de ise 1971 yılında tam olarak seçme ve seçilme hakkına tanınmasına rağmen; bundan tam 82 yıl önce Atatürk’ün girişimleri ve büyük öngörüsüyle medeni olarak addedilen pek çok ülkeden önce, seçme ve seçilme hakkı kazanan kadınlarımız, ne yazık ki bugün toplumda hak ettikleri değeri bulamıyorlar.
 
Kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 82. yılını kutladığımız bugün milyonlarca kızımıza eşlerini dahi seçme hakkı tanınmıyor, küçük yaşta evlenmeye zorlanıyor.  Aile içi şiddete, kurban giden kadınlarımızın sayısı her yıl binleri bulurken, yönetim kademelerinde, sivil toplum örgütleri içerisinde, çalışma hayatında kadının adı neredeyse yok. Bu durum dahi birçok toplumdan daha önce seçme ve seçilme hakkı elde etmiş olan kadınlarımızın, 1934’ten bugüne kadar yaşadığı ihmali ortaya koymaktadır. 

Kadını ikinci plana iten toplumlar, kendisini ayakta tutacak dinamiklerden birini kaybettikleri için çökmeye mahkûmdur. “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?” diyen Atatürk’ün izinden gideceksek, hayatın her noktasında kadınları yüceltmek zorundayız.
 
Bugün, kadınlarımızı toplumsal hayattan soyutlamaya çalışan, aile içi şiddet uygulayarak adeta kadınları infaz eden, asılsız gerekçelerle kadınlarımıza ikinci sınıf vatandaş muamelesini layık gören, onların erdem ve değerini hala anlayamayan zihniyetlere karşı, tarihimiz ibret verici örneklerle doludur. Kadın ve erkek omuz omuza olduğunda bu toplumu yıkacak hiçbir güç olmayacaktır. Bugün kadınlarımızı yeniden perde arkasına hapsederek erkek egemen bir toplum yaratma peşinde koşanlar;
 
Aziziye Tabyası’nın Ermenilerin eline geçmesi üzerine, üç aylık bebeğini emzirdikten sonra, “Seni bana Allah verdi. Ben de O’na emânet ediyorum.” diyerek, birkaç saat önce şehit düşen ağabeyinin tüfeğini alıp, vatan savunmasına koşan Nene Hatun;

Oğlu, kızı ve kardeşinin de bulunduğu 35 kişilik müfrezesiyle Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne katılan, Afyon civarında Yunanlılara esir düşen ve yine kendi çabalarıyla kurtulan, sonradan kendisine bağlanan üsteğmenlik maaşını Kızılay'a bağışlayan Kara Fatma lakaplı, Fatma Seher Erden;

1921 yılının çetin kış şartlarının hüküm sürdüğü Aralık ayında sırtında çocuğu, önünde kağnısı ile Kışlası önüne kadar gelmiş, mermileri ve çocuğunu korumak uğruna donarak şehit olan Şerife Bacı;

 Yunanlıların İzmir’i işgal etmesi ile Milli Mücadele’ye katılan, Sakarya Savaşı’nda yaralanan ve tedavisinin ardından müfrezesine geri dönen, binbaşı Ayşe Hanım;

 Temmuz 1920’de Fransızlara karşı harekete geçildiği sırada askerlerde bir duraksama olunca “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da, siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” diyen, aynı muharebe sırasında ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit düşen Tayyar Rahime;

 Kendisinden bilgi almak isteyen Yunanlılara karşı direnirken düşman tarafından Kavakönü Köyü’nde işkence yapılarak öldürülen ve ardından fırında yakılan, Nazife Kadın’ı asla hafızalarından çıkarmamalıdırlar.
 
 Bu düşünceler ışığında Türk kadınının annelik sıfatıyla sahip oldukları kutsiyetin farkına varılmasını ve uğradıkları her türlü haksızlığın son bularak, toplum içinde eşit bireyler olarak yer almamızı istiyorum.
 
 
 



Foto Galeri

Toplam fotoğraf sayısı: 1