Geri

HERKES MUTSUZ HERKES UMUTSUZ

07 Eylül 2012, Cuma | 16:22

Her gün yeni bir şehit haberi, her sabah bir felaket, terör... Herkes mutsuz, umutsuz bir ruh haliyle güne başlıyor.

Depresyon, panik atak ve anksiyete (kaygı bozukluğu) olanlar bu haberlerle daha da zor günler geçiriyor. Bir de ateşin düştüğü ve yaktığı yer şehit aileleri. Peki bu ruh halinde ne yapılabilir? Uzman psikolog Gülşah Beştav hürriyet.com.tr'ye anlattı. 
 
- Son 90 günde 86 şehit haberi aldık. Her sabah Türkiye'nin dört bir yanından gelen haberler, güne korkuyla uyanmamıza yol açıyor. Peki bu durum sizce halkın ruh sağlığını nasıl etkiliyor?
 
Her sabah birden fazla şehit haberiyle uyanmak, öncelikle herkesin güne üzgün, umutsuz ve korkuyla başlamasına neden olmaktadır. Eskiden terör yalnızca Doğu'da bir tehditken şimdi ülkenin dört bir yanında bir tehlike. Özellikle evladı asker olan annelerde kaygı bozukluğu ve panik atak krizleri bu süreçte şiddetli biçimde artmış durumda. Bununla beraber ölüm korkusu ve sevdiklerini kaybetme korkusuyla bizlere başvuranların sayısında da bu dönemde ciddi bir artış söz konusu.
 
- Ülke genelinde özellikle basın ve sosyal medya kanallarıyla yansıyan kaotik bir durum var, psikolojik olarak siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Hem basına yansıyan hem de sosyal medyada yankı bulan bu kaotik süreç, ne yazık ki en çok umutsuzluk ve güvensizlik hissini tetikledi diyebiliriz. İnsanın en önemli psikolojik ihtiyacı olan güven duygusu bu yaşananlarla tahrip olmakta ve kişinin varlığına bir tehdit oluşturmaktadır. Siyasilerin bu talihsiz olaylara bakış açıları ve açıklamaları da bu güvensizliği tetiklemektedir. Örneğin ; Afyon 'da yaşanan cephanelik patlaması sonucundaki 25 şehit kaybımıza dair yapılan açıklamalarda bu tip olaylar Hindistan'da da Pakistan 'da oluyor diyen bir siyasetçinin yaptığı bu genelleme güvensizlik hissini kat kat arttırmaktadır.
 
- Bu zorlu süreçte şehit yakınlarına ve halkımıza psikolojik olarak neler tavsiye edersiniz?
 
Öncelikle şehit yakınları en büyük acıyı yaşayanlar, ateş düştüğü yeri yakıyor; şehit mertebesine erişen evlatlarının olması acılarını hafifletiyor gibi görünse de, psikolojik olarak o acının bitmesi mümkün değil, ama zamanla yas sürecinde azalacaktır. Yas süreci öfke, çaresizlik ve isyan dönemlerinden geçerek yaşanacak. Ancak mutlaka psikolojik destek almalarını öneririm. Ve profesyonellerinde bunu bedelsiz sunmaları gereken bir dönemden geçmekteyiz, biz profesyonellerde bu konuda destek vermeliyiz.
 
Hali hazırda kaygı bozukluğu, panik atak ve depresyon sorunu yaşayanların, medyadaki haberlerden bu süreçte fazlasıyla etkilenecekleri için buna maruz kalmamak adına uzak kalmalarını tavsiye ederim. Özellikle sabah uyanır uyanmaz ve geceleri bu konudaki haberleri takip etmemelerini, mutlaka haberdar olmak istiyorlarsa gün içerisine yayarak takip etmelerini öneririm. Medya bu olayı unutturmamak adına üstüne düşeni yapmaktadır ve bu rolünü yerine getirmesine saygı göstermek gerekir.
 
Toplumsal bilinci uyandırmamız gereken bir dönemden geçiyoruz, birlik duygusunu oluşturmalı ve bu sürecin geçici olduğunu unutmamalıyız. Mutluluk duygusunu yaşadığımız gibi, acıyı da dibine kadar yaşamak zorundayız ve bu acı hepimizin acısı, paylaştıkça ve durumu değiştirmek için hepimiz bir adım attıkça güçlenecek ve buna dur diyebileceğiz.
 
Terör ve şehitler, yüzde 1400 oranında artan kadına şiddet, çocuğa karşı toplu cinsel istismar, sokakta kafası kesilen insanlar, namus cinayetleri, endüstri kazaları, ölen işçiler, depremde, selde hayatını kaybedenler... Ülkemizde her gün birbirinden çarpıcı şiddet haberleri yağıyor. Sadece bugün Afyon'dan 25 şehit, Beytüşşebap'tan 1 şehit, İzmir açıklarında ise yeni bir yaşama geçmek için çabalayan 58 mültecinin ölüm haberi geldi.

Hemen her güne bu üzücü haberlerle başlayan toplumda bireylerin psikolojisi ne tür tepkiler verir? Yaşanan olaylar ve bunun yarattığı travma topluma nasıl yansır? Hürriyet Dünyası bu soruları sordu Türkiye Psikiyatri Derneği Ruhsal Travma ve Afet Psikiyatrisi Çalışma Birimi üyesi ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burhanettin Kaya yanıtladı. Doç. Dr. Kaya'ya göre toplumsal travmalar arttıkça, kişilere devlet eliyle yardım edilmedikçe, güvenli bir hayat sağlanmazsa şiddet sarmalı büyür yani şiddet şiddeti doğurur.
  
"TRAVMALAR ÜLKESİYİZ"
 
Doç. Dr. Kaya'ya göre Türkiye'de son yıllarda bu olaylar artış gösterdi ama bu yeni bir şey değil çünkü Türkiye zaten travmalar ülkesi: "Sadece siyasi anlamda da değil doğal afetler, toplumsal şiddet, kadına şiddet, cinsel istismar... Bu açıdan son derece yoğun, travmalarla örülü bir ülkeyiz ve buna bağlı ruhsal tepkiler de aynı biçimde yoğun. Travmaların iki yönü vardır. Birincisinde yaşanış biçimi açıktır, sebebi bellidir örneğin deprem, patlama gibi. Ancak bir diğer türünde bu travmanın ne olduğunu kişi söylemedikçe bilemeyiz, cinsel istismar, aile içi şiddet gibi olaylardır. Bu yüzden birçok tepkinin kaynağını bilmiyoruz."
 
ŞİDDET SARMALI BÜYÜR
 
Son yıllarda kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığını belirten Doç. Dr. Burhanettin Kaya "Acaba ben bu ülkede güvende miyim? Sokakta güvende miyim? gibi soruların giderek artacağını ve bunun kaygı yaratacağını belirtiyor. 'Neden ben' sorusu haksızlığa uğradığını düşünmenin toplumda ciddi bir öfke sorununa yol açtığını belirten Doç. Dr. Kaya uyarıyor; Bu öfke şiddet sarmalını daha da büyütür. Eğer yaşanılan travmaların etkileri ortadan kaldırılmaz, kişiler özellikle kamusal nitelikli sosyal destek alamaz, adalet tecelli etmezse, haksızlığa uğradığını düşünürse ve güvende hissedememe devam ederse travmanın etkileri daha da şiddetlenecek ve ruhsal sorunlar kronikleşecektir. Bu durumda en büyük risk kişilerin kendi adaletini kendilerinin sağlamak istemesi olabilir. Böylece şiddet şiddeti doğurur. Kişinin selde yaşadıklarından dolayı suçlanması bile şiddet üretmesine neden olur. Travmanın dışa vurulamaması, kişinin önemsenmemesi, bir kesime hemen yardım giderken ona 3 hafta geç gitmesi şiddet üretmesine neden olur."

"HEPİMİZ İKİNCİL TRAVMA ADAYIYIZ"
 
Travmalarda acı bir deneyim yaşayan kişi birincil travma vakası iken, bunları duyan, gören, kişilerin yakınında bulunanlar da ikincil travma vakaları oluyor. Doç. Dr. Kaya'ya göre; "Türkiye'de hepimiz bir ikincil travma vakası olmaya adayız. En fazla ikincil travmalar acil yardım ekipleri, afet kurtarma ekiplerinde ve bir de ailelerde görülüyor. Bu da birincil travmanın iyileşmesini güçleştiriyor. Travmayı daha karmaşık hale getiriyor. Sonra bu travma çözülemez oluyor."
 
Kazalar, terör saldırıları, felaketler… Acı haberleri herkesten önce okurlara duyurmak için görenler; yani biz gazeteciler. Duygularımızı karıştırmadan, olan biteni okurlara duyururken sıklıkla umutsuzluğa düşüyoruz. İşte o gazetecilerden biri, www.hurriyet.com.tr haber müdürü Yücel Arı, sabah işe gelirken aldığı felaket haberinin ardından aşağıdaki metni kaleme aldı…
 
Günaydın…
Bu söz bugün milyonlarca kez söylendi isteksizce.
Günaydınlaşan herkes kırıktı, üzgündü, öfkeliydi hepsinden daha kötüsü uzun bir süredir olduğu gibi bu sabah yine çaresizdi.
Günlerdir, haftalardır, aylardır gelen her haberle milim milim düşüyordu omuzlarımız.
Yaşıyorduk, yiyor, içiyor, yatıyor, uyanıyorduk ama gülüşlerimiz değişmişti.
Eski Türk filmleri gibi olmuştu… Biraz fazla gülümsesek, korkuyorduk.
Çünkü, o gülüşün bedeli kötü bir haber alıyorduk sanki.
 
***
 
Çatışma oluyordu memleketimizin dağlarında. Çocuklarımızı kaybediyorduk.
Bir, üç, dokuz, on, on beş…
Ve bitmiyordu. Koca ülke, hep birlikte bir kâbustan uyanamıyorduk.
Anaların her feryadında, babaların sağlam duruşlu yıkılışlarında sıçrıyordu kâbusumuzdan.
İnce bir sızıyla fark ediyorduk, gördüğümüzün kâbus değil gerçeğin ta kendisi olduğunu.
 
***
 
Günaydın.
Yine öyle bir gün. Üstelik Afyon’da gün aydınlandığında kararıyordu Türkiye.
Bu kez patlamayla sarsıldık.
Bilenler dua etti, “Orada yavrum var” deyip Afyonkarahisar Şehit Uzman Çavuş Mete Saraç Kışlası’nın önüne koşan ana-babalar gibi.
“Can yansın ama kaybolmasın” dedik. Olmadı… Bugün de can verdik. Hem de 25 can. 25 ana kuzusu, 25 baba kıymetlisi.
Acılarımız o denli katmerli ki. Yüreklerde tabaka tabaka.
İncecik bir sızı gibi 25 şehit haberi veren kışlanın adındaki örnek mesela. Şehit Uzman Çavuş Mete Saraç…
Van Çatak’ta 1993 yılında çatışmada 12 arkadaşıyla birlikte yaşamının baharında şehit düşmüş Mete Saraç. Üstelik, tam da Afyon’dan şehit haberlerinin patladığı ayda 15 Eylül’de. Kendisi Afyonlu olduğu için kışlaya adı verilmiş…
 
***
 
Günaydın.
Bizi kabustan gerçeğe uyandıran kışla kapısında bekleyen anaların feryatları oldu yine.
Omuzlarımız 25 milim daha yere düştü.
Kaçsak buralardan, milletçe sanki alnımıza yazılmış bu tarifsiz ve bitmeyen kederlerden kurtulabilir miyiz?
Çin işkencesi gibi mütemadiyen gelen çatışma, pusu, baskın, kan, şehit, ölüm, ağdalı açıklamalar, kan yerde kalmayacaklardan uzaklaşmak için aya mı gitsek?
 
www.hurriyet.gov.tr adresinden derlenmiştir



Foto Galeri

Toplam fotoğraf sayısı: 1