Geri

MİLYONER SAYISI ARTARKEN; GELİR DAĞILIMI BOZULUYOR

28 Eylül 2011, Çarşamba | 17:22

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk: “Olumsuz ekonomik şartlar hüküm sürerken, milyoner sayısındaki artışın kaynağı sorgulanmalıdır.”

Basın yayın organlarında, Türkiye’de 1 yıl içinde milyoner sayısının 10 bin arttığı yönünde haberler yer almaktadır. Bu haberlere göre bankacılık sistemindeki 666 milyar TL’lik mevduatın yaklaşık 312 milyar TL’si yalnızca 41 bin 887 kişinin hesabında bulunuyor ve bu kişiler son bir yıl içinde 21,6 milyar TL daha zenginleşmişler. Buna göre milyoner sayısı bir yılda %29; bu kişilerin ortalama mevduatı da %22 oranında artmış.

Ülke içinde milyoner sayısının artmasının sosyo-ekonomik anlamda değer kazanmasının tek yolu, toplumun tüm kesimlerinin aynı oranda gelir artışı yaşamasından geçmektedir. Başka bir deyişle alt gelir düzeyindeki insanlarımızı orta ve üst gelir düzeyine çıkaramıyorsak bile, alt gelir gruplarındakiler ile üst gelir gruplarının gelirlerini aynı oranda artırmalıyız. Eğer bunu başaramıyorsak gelir dağılımındaki adaletsizlik körükleniyor demektir.

Bu durumda Türkiye’nin en zenginleri sayabileceğimiz kesim, gelirlerini %22 oranında artırırken, halkımızın tamamının da gelirinin en az ortalama %22 artmış olması gerekir ki, gelir dağılımı tablosundaki adaletsizlik artmasın. Ama ülkemizde ne yazık ki son bir yılda böyle bir durum söz konusu olmamıştır.

Yani Memur, işçi, asgari ücretli, emekli, dul ve yetim aylıkları ile işsizlik ödenekleri %22 artmamıştır. Hatta belediyelerin yoksul vatandaşlarımıza ulufe olarak dağıttıkları yardımlar ve devlet tarafından sosyal yardım olarak yapılan ödemelerle, sağlık, sosyal güvenlik gibi harcamalar da %22 oranında artmamıştır.

Son bir yılda asgari ücret %10; işçi ve memur maaşları %8,2 oranında artırılmıştır. Buna bağlı olarak emekli maaşları da %8-9 civarında yükselmiştir. Dolayısı ile en zengin kesim ile yoksul kesim arasındaki fark 2010-11 arasında daha da açılmış, gelir dağılımındaki adaletsizlik büyümüştür. Kısaca; adil bir ülkede zenginleşme de adil bir şekilde gerçekleşmeli iken Türkiye’de durum tersine olmuştur.

Ülkemizde bunca işsiz varken, yatırım yapılmamaktayken, çalışanların gelirleri reel olarak sürekli azalmaktayken, son bir yıl içinde milyonerler listesine eklenen 10 bin kişinin hangi ekonomik faaliyet yoluyla zenginleştiği ise ayrı bir soru işaretidir.

Yapılan son araştırmalara göre Türkiye’de halen en düşük gelire sahip 14,6 milyon fert, toplam gelirin yalnızca %5,6’sını alırken; en yüksek gelirli 14,6 milyon kişi ise ülkemizin toplam gelirin %47,6’sını almaktadır (TÜİK).

Kişiler bazında yaklaştığımızda asgari ücretli bir çalışanın yıllık toplam kazancı yaklaşık 7,8 bin TL’ye denk geliyor. Bankada mevduatı bulunan 41 bin 887 milyonerin ise kişi başına yaklaşık 7,5 milyon TL’si bulunuyor. Dolayısı ile bir asgari ücretli ile bir milyoner arasında yaklaşık 961 katlık bir uçurum oluşmuş durumda. Uluslar arası bilim çevrelerine göre, en düşük gelirli grup ile en yüksek gelirli grup arasındaki fark 8 kat olduğunda ülkede sosyal patlamalar yaşanıyor. TÜİK verilerine göre ise ülkemizde ortalamada en düşük gelirli grup ile en yüksek gelirli grup arasında yaklaşık 8,5 kat fark var.

Yoksulluk oranları bakımından da Türkiye’nin OECD içinde en yüksek oranlardan birine sahip olduğu bilinen bir gerçek. Buna göre Danimarka’da nüfusun yalnızca %2,1’i, Norveç’te %2,9’u, İsveç’te %3,2’si, Çek Cumhuriyeti’nde %5,6’sı, Almanya’da %10,4’ü Yeni Zelanda’da %13,6’sı yoksulluk sınırının altında kalırken bu rakam Türkiye’de %17,11, ABD’de %18,4, ve Meksika’da da %21,3 olarak tespit edildi. Türkiye, OECD içinde yoksulluğun en yüksek olduğu üçüncü ülke konumunda.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de yaşanan sosyal olaylara, ekonomik açıdan da yaklaşılması ve gelir dağılımda adalet sağlanması bir zorunluluk olarak görülüyor. Ülkemizdeki artan şiddet olayları, cinayetler, aile parçalanmaları, boşanmalar ve hırsızlıkların, yaşanan ekonomik adaletsizliğin sosyal olarak dışa vurumu ve sosyal bir patlama olarak değerlendirilmesi gerekmekte ve şiddet olaylarına ekonomik açıdan da çözüm bulunması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

İsmail Koncuk Uyardı: Geç kalınmadan Tedbir Alınmalı

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada “Bu durum hükümetin Türkiye’de gelir dağılımı konusuna daha fazla önem vermesi ve konunun farklı boyutlarını dikkate alması gereğini ortaya koymaktadır. OECD içinde gelir dağılımı en bozuk ikinci ülke; yoksulluk oranı en yüksek üçüncü ülke konumundayken, işsizlik oranlarında ilk sıraları zorlarken milyoner sayısının artması, sevinilecek bir olgu olmaktan öte, ülkemizde yeni adaletsizlikler yaşandığını göstermektedir. Bütün bu şartlar altında, ülkedeki milyoner sayısındaki bu fahiş artışın ne kadar sağlıklı ve adil olduğu mutlaka sorgulanması gereken bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Toplumda ortaya çıkan ve kimi zaman çatışmaya dönüşen, birçoğunda da çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıyan sorunların çözümü için atılacak ilk adım, uygulanan ekonomi politikalarındaki tercihlerin dar ve sabit gelirlilerin öncelikli talepleri doğrultusunda değiştirilerek, gelir dağılımı yapısının, daha fazla geç kalınmadan düzeltilmesidir.”dedi.