Geri

TÜRK BÜRO-SEN’İN ADLİ YIL AÇILIŞI İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASIDIR

06 Eylül 2011, Salı | 17:36

Her geçen gün sorunların artarak devam etiği yargı sistemimiz bugün itibariyle tatilden dönüyor. Adli suçlardan dolayı ceza evlerinin dolup taşması, ekonomik kıskacın meydana getirdiği takipli borçların artması nedeniyle açılan yeni icra müdürlükleri, yargıda iş hacminin genişlediğini göstermekle birlikte “Adalet Terazisinin” bozulmasına da sebep olmaktadır. Bu denli artan iş yüküne ilişkin olarak çözümlerin ve personel verimliliğini artıracak tedbirlerin hala gerçekleştirilmemiş olması da; gecikecek adaletten dolayı milletimizin, adalet hizmetini sunan ancak hak ettiklerini alamadıkları için de adalet çalışanlarımızın problemlerinin devam edeceğini göstermektedir. Bu yüzdende, yargı döneminin açılışıyla ilgili olarak düzenlenecek olan törenler yine hamaset dolu sözlere zemin olmaktan öteye de bir fayda da sağlamayacaktır.

Adalet denilince akla, Hakim ve Savcıların dışında kalan diğer personel gelmemeli mi?

Adalet teşkilatı, en alt düzeyde görev yapan yardımcı hizmetliler sınıfındaki personelini ve en üst düzeyde görev yapan Müsteşarını hatta, Adalet Bakanını da kapsayan bir bütünlüğü ifade eder. Ancak, gerek toplumda gerekse kamuda “adalet” denilince akla ilk olarak Hakim yada Savcının gelmesi, büyük bir yanlışlıktır ve önemli bir gerçeğin göz ardı edilmesidir. Oysaki Hakim ve Savcıların dışında görev yapan diğer idari personeller, Adalet teşkilatının olmazsa, olmazlarıdır. Nasıl ki, Tayfasız kaptan gemisine yol veremezse, idari personeli olmayan Hakim ve savcıda Adaleti tesis edemez. Böylesi bir gerçeğe rağmen, Adalet teşkilatı içerisinde idari düzeyde görev yapan personeller daima unutulmuş ve yok sayılmışlardır. Ücret artışlarında sürekli hakim ve savcılar ihya edilirken, diğer personellerin özlük ve çalışma hayatına ilişkin sorunlar hep geçiştirilmiştir. Adalet teşkilatı içerisinde değişik statüye ve değişik özlük haklarına ( ücrete) sahip personellerin bulunması, adalet teşkilatının kendi içerisinde de adaleti sağlayamadığının en açık göstergesidir. En kısa zamanda, bu personellerin çalışma ortamları (fiziki mekanları) normalleştirmeli ve ücretlerindeki adaletsizlikler giderilip, iyileştirmelidir. Yığınlaşmış Dava dosyaların arasında oturmadan öteye, çalışabilecek yerleri dahi olmayan, cinayet, hırsızlık vb. türdeki davalar sürecinde karşılaştığı sıra dışı olayların etkisiyle psikolojileri bozulan hakim ve savcıların dışında kalan bu personeller içinde gecikmiş olan “Adalet” biran evvel sağlanmalıdır.

Yargının, yaşadığı problemlerin çözümünü bilimsel ve rasyonel gerçeklere dayalı olarak hazırlayıp kamuoyuyla paylaşması, yürütmenin ise yargıyı hasım gibi görmeden ve onun üzerinde farklı emeller beslemeden, çözüme katkı sağlayan bir sorumluluk içerisinde tavır sergilemesi gerekmektedir.

Yargıda yaşanan sorunların çözümü için geç kalınmamıştır, yapılacak tek şey acilen bir Çalıştayın gerçekleştirilmesidir.

Yargı alanında yaşanan problemlerin çözümü; toplumun ilgili kesimlerinin yer alacağı bir “çalıştayla” mümkün olacaktır. Her alanda çalıştaylar yapmada hüner sahibi olan hükümetimiz bu konuda da bir yaklaşım göstermelidir. Hükümetin “ben yaptım oldu” larıyla, yada muhalif seslerin “bu yapılanlar doğru değildir” leriyle, büyük bir öneme sahip olan bu sorunun çözümlenmesi mümkün olmayacaktır. Günlerce sürecek ve siyasetin, yargı mensuplarının, baro temsilcilerinin, Akademisyenlerin, sendikaların ve toplumun ilgili bütün kesimlerinin temsilcilerinin de katılacağı, samimiyet ve sorumluluk çerçevesinde, sorunların detaylıca tartışıldığı ve çözüm yollarının mutabakatla tespit edildiği bir çalıştay, söylemden öteye ciddi bir eylemin hayata geçmesini sağlayacak ilk adım olacaktır.